Arthur Schopenhauer'un Aşkın Metafiziği adlı kitabından aşk ve kadınlar üzerine ilgi çekici bir inceleme - değerlendirme yazısı sizlerle, iyi okumalar.

Aşkın Metafiziği

Alman filozof Arthur Schopenhauer'ûn gözünden aşk,cinsellik ve kadınlar üzerinden konuşacağız bu yazımızda. Hayatta her şeyin konusu aşktır. Bütün romanlarda, şarkılarda yada başka yerlerde aşkın çeşitli betimlemelerle anlatıldığını görürüz.Aşktan uğrunda her şeyin yapılabileceği hatta ölünebileceği tımarhanelere düşülebileceği şeklinde bahsedilir.Aşklarından birbirine kavuşamayıp ölenler bile vardır.Bu olaylara bakarsak aşkın ne kadar büyük bir gerçekliğinin olduğundan kimsenin bir şüphesi olmaz.Artık bu felsefenin gerçekliğinden değil neden hiçbir felsefecinin bu konudan bahsetmediğine değinmek lazım.Platon birkaç kitabında bundan bahsetmiştir ancak bunlar yeterli olamamıştır.

Schopenhauer bu konuyu ele almasında onlardan esinlenmesinin bir etkisinin olmadığını bu konuya kendi isteğiyle değindiğini söyler. Yazar aşkların ne kadar farklı anlatılsa da sadece cinsel dürtüden temellendiğini söyler. Bu aşkın hayatın tüm alanına yayıldığı en ufak durumlardan en karmaşık işlere kadar her yerde yer aldığından bahseder.Aşkın, karşı cinsten sadece özel bir kişiye karşı hissedilenler cinsel dürtünün hayranlık maskesini takıp insanı kandırmasıyla oluştuğunu söyler. Ancak ne kadar böyle şeylerin arkasına sığınsa da bu aşktaki asıl amaç her aşkta olduğu gibi dünyaya bir birey getirme isteğidir.

Bu amaca hangi yol ve tarzlarda ulaşılacağı önemsizdir. İki birey arasındaki aşkın yoğunluğu ve sağlamlığı doğacak bireyinde sağlıklı uyumlu mutlu bir birey olmasını sağlar. Aynı şekilde iki birey arasındaki isteksiz birleşme sonucunda ise uyumsuz, fizyolojik yapısı kötü ve mutsuz bir birey dünyaya gelir.

Kitabın İkinci bölümü

Birey babasından iradeyi annesinden zekayı her ikisinden ise beden yapısını alır. Yeni bir bireyin ilk ortaya çıkışı yani hayatının hakiki başlangıç noktası gerçekten de anne babanın birbirini sevmeye başladıkları birbirine aşkla baktıkları andır.İki bireyin karşılıklı uygunlukları ne kadar kusursuzsa karşılıklı tutkuları da o denli büyüktür.İki kişi arasında inançların düşüncelerin ve diğer etkenlerin uyuşması sonucunda işin içine cinsellik girmeden bir dostluk kurulmuş olabilir.

Bunun nedeni onların dünyaya getireceği çocuğun bedensel ya da zihinsel yönde sağlıklı olmayacağı içindir.İçgüdü bütün yaptıklarımızın içine yerleşmiştir yani insan bireysel istekleri doğrultusunda hareket ettiğini düşünürken aslında onu yönlendiren içgüdüsüdür.İnsanın çok belirgin ve karmaşık bir içgüdüsü vardır.Bu iç güdü kişi eş seçerken çok etken bir rol oynar.

Kişi aslında gözüne güzel geleni aradığını düşünür ancak bu aramalar yeni doğacak olan bireyin güzel olmasıyla alakalıdır.Ve öteki bireyde kendinde olmayan özellikleri arar aslında kişi.Erkek bütün yaptıklarını, fedakarlıklarını, sınırları zorlamalarını o kadına ulaşabilmek için göze aldığı tehlikeleri kendi haz ve zevki için yaptığını düşünür ancak her şey türün kuralı uygun olarak ona içgüdüsü tarafından yaptırılmıştır.

Evlilik dışındaki tüm ilişkilerde nihai bir son vardır ve hayal kırıklığı yaşanır. Yazar kadının erkeğe göre bir fazla iç güdüsünün olduğundan bahseder. Schopenhauer bütün cinsel sevginin temelinde yatan meydana getirilmesi  gereken bireye yönelik bir içgüdünün yattığı gerçeğini anlatmak için içgüdüyü onu oluşturan öğelere ayırarak anlatır. Yazara göre erkeğin aşkı kadını elde ettikten sonra azalır, değişiklik ister. kadının aşkı iste tam tersi o andan itibaren artar.

Schopenhauer erkeklerin başka kadınlara ilgi duyuşunu yılda yüz çocuk yapabilecek güce sahip olmasına bağlar.Kadının bağlılığını ise yılda ancak bir çocuk doğurabilecek kapasitede oluşuna bağlar.Bu sebeplerden dolayı erkeğin sadakati yapaydır, kadınınki doğaldır. Bu açıdan bakıldığında Arthur'un sadece bu konuda kadınları ön plana çıkardığı görülmektedir. Dönemin Avrupasına baktığımızda oldukça yanlış bir anlayış olan kadının ikinci plana atılması durumu görülmektedir. Yazar Arthur Schopenhauer da bu akımdan etkilenerek kitabını ele almıştır, burada yapılan tüm değerlendirmeler yazarın gözünden bir aktarım niteliğindedir, geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiş bir bakış açısı olarak da değerlendirilebilir. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları