Zaman yolculuğu, yani zamanda farklı noktalar arasında hareket etmek, bilim kurgu filmleri ve dizileri için her zaman popüler bir konu olmuştur. Doctor Who’dan Star Trek’e ve Geleceğe Dönüş’e kadar bir çok yapımda kahramanlarımızı bir aracın içinde geçmişe veya geleceğe yaptıkları maceralı yolculuklarda izledik.

Fakat gerçek biraz daha karmaşıktır. Bilim insanlarının hepsi zamanda yolculuğun mümkün olduğuna inanmaz. Hatta bazıları için böyle bir şeyi denemek ölümcül olacaktır.

Bootstrap paradox 

Bootstrap isim olarak konç, yani çizmenin arkasına dikilen deri parçası, fiil olarak da kendi çabalarıyla bir yere gelmek anlamında kullanılıyor. Bu terimdeki “imkansızı başarmak” anlamı da Baron Munchausen’in, bir hikayesinde kendisini bataklıktan kendi konçlarından çekerek kurtardığını anlatmasına dayanıyor. Kim kendi kendini çizmesinden tutup kaldırabilir ki?

Daha modern bir açıklama gerekirse, bilgisayarı “boot etmek” deyimini duymuşsunuzdur. Boot bilgisayarın işletim sisteminin yüklenmesini sağlayan bir küçük programcıktır aslında. Fakat buradan şöyle bir soru doğuyor: İşletim sistemini bu program yüklüyorsa, öyleyse boot programını ne yüklüyor?

Paradoksun en meşhur örneklerinden birini verelim: Bir bilim adamının karşısına kendi gelecekteki hali çıkar, ona gelecekte zaman makinesini bulduğunu söyler, nasıl yapılacağını anlatır, şemaları bırakır ve gider. Bunun üzerine bilim adamı makineyi yapmaya başlar, bittiğinde geçmişe gidip kendi geçmişteki haline zaman makinesinin şemasını teslim eder. Döngü bu şekilde sürüp gider, fakat sorun şudur: Zaman makinesini ilk kim bulmuştur?

Bu durum, işin içine bir nesne girdiğinde daha ilginç hale gelir. Doctor Who’nun The Big Bang bölümünde bu paradoksa güzel bir örnek bulabiliriz. Bu bölümde Doktor sadece sonik tornavidası ile açılabilen Pandorica adlı bir kutuya hapsedilir. Doktor gelecekten gelerek Rory’e sonik tornavidasını verir ve ondan Pandorica’yı açıp kendisini kurtarmasını, yerine de Amy’yi, Amy’nin cebine de tornavidasını koymasını ister. Doktor geleceğe gider ve çocuk-Amy’yi Pandorica’nın sergilendiği müzeye gelmesi için ikna eder, çocuk-Amy’nin Pandorica’ya dokunması ile kutu açılır. Doktor, Amy’nin cebinden tornavidayı alır ve geçmişe gidip onu Rory’e verir. Bu durumda, tornavida ilk nereden gelmiştir?

Hepimizin çok sevdiği Back to The Future filmindeki Johnny B. Goode parçası da bir Bootstrap paradoksu sayılabilir. Marty’nin zamanında şarkı çoktan yazılmış ve meşhur olmuştur, Marty şarkıyı bu yüzden bilmektedir. Fakat Marty şarkıyı baloda çaldığında şarkı henüz yazılmamıştır ve Chuck Berry şarkıyı müzik grubunun üyesi olan kuzeni ona dinletince öğrenir. Bu durumda şarkıyı ilk kimin yazdığı anlaşılamamaktadır.

Grandfather paradox 

Büyükbaba ya da kısaca Dede paradoksu diyebiliriz. Aslında bu paradoks zaman yolculuğu dendiğinde ilk akla gelendir. Eğer geçmişe gidip kendi dedemi öldürürsem benim de var olmamam gerekir, fakat ben hiç doğmazsam asla zaman makinesine binip dedemi öldüremem. Bu durumda dedem ölmeyeceği için benim de doğmuş olmam gerek. Şu durumda dedem de ben de hem ölü hem de diri oluyoruz.

Yine Back to the Future‘dan örnek vereceğim; Marty 1955 yılında babasını araba kazasından kurtarınca anne ve babasının karşılaşmasını engellemiş olur. Bu nedenle kendi varlığı tehlikeye girer. Bunu önlemek için anne ve babasının okul balosunda öpüşmesini sağlaması gerekmektedir. O önemli an yaklaştıkça Marty’nin kardeşlerinin fotoğraftan birer birer kayboluşunu ve Marty’nin varlığını koruma çabalarını izleriz.


Bu paradoks için önerilen iki çözüm yolu var: Alternatif evren teorisi ve İç-tutarlılık prensibi. Alternatif evren teorisine göre, geçmişe gittiğinizde vardığınız nokta sizin evreninizin geçmişteki hali değil, alternatif bir evrendir. Böyle bir durumda kendi dedenizi öldürseniz bile sizin gerçekliğiniz değişmeyecektir. Bence bu çözüm başka soruları beraberinde getirmektedir. Mesela, alternatif gerçeklikte sizden bir tane daha olmadığı ne malum? Yolculuk ettiğiniz alternatif evrenin gerçekliğine müdahale etmiş olmayacak mısınız?

İkinci çözüm önerisi ise evrenin bu olaya izin vermeyeceği yönündedir, yani geçmişe gitseniz bile olayları değiştirmeniz mümkün değildir. Diyelim ki elinizde silahla dedenizin karşısına çıktınız; ya silah patlamayacak, ya siz ıskalayacaksınız, ya biri sizi durduracak, ya da dedenizi vursanız bile bir şekilde ölümden dönecek demektir. Rus fizikçi Ivan Novikov bu çözümü destekleyen prensibini 80’lerin ortasında önermiştir. Novikov’un self-consistency (iç-tutarlılık) prensibine göre geçmişteki bir olayı değiştirecek, paradoks yaratabilecek herhangi bir olayın gerçekleşme olasılığı sıfıra eşittir.

Her ne kadar biraz farklı ve tersine bir örnek olsa da; Lost‘un Flashes Before Your Eyes adlı bölümünde (Desmond Hume’un geçmişe zaman yolculuğu yaptığı bölüm) Eloise Hawking kırmızı ayakkabılı adamın öleceğini bildiği halde bu durumu durdurmamıştır. Desmond sorduğunda, onun ölmesine şimdi izin vermese bile başka bir şekilde mutlaka öleceğini belirtmiştir. Desmond da gördüğü flashforwardlar sayesinde Charlie’yi birçok kez ölümden kurtarmış fakat sonunda “No matter what i try to do… you are gonna die Charlie” (Ne kadar çabalasam da sonunda öleceksin Charlie) diyerek ölmesine izin vermiştir.

Doctor Who‘nun birçok bölümünde diğer tip paradokslarla karşılaşsak da, Dede paradoksuna şiddetle karşı çıktığı bir bölümü vardır. Last of the Time Lords bölümünde The Master’ın Tardis’i paradoks makinesine dönüştürmesi ile zamanın sonundan son insanlar şimdiki zamana gelmiş, kendi atalarını öldürüp dünyayı ele geçirmişlerdir. Doktor kontrolü ele aldığında ise evren, paradoksun yarattığı hasarları giderebilmek için her şeyi paradoks öncesi durumuna döndürmüştür.

Doctor Who'nun 9. sezon 4. bölümünde bu paradoks şu örnekle açıklanmıştır:

Bir adam varmış, bu adamın bir zaman makinesi varmış.tarihin altını üstüne getiriyor, vız vız vızıldayıp başını belaya sokuyormuş. bir diğer şey de, bu adam Ludwing Van Beethoven'ın işlerine tutkunmuş. 18. yüzyıl Almanya'sına gitmiş ama, Beethoven diye biri yokmuş. Neyse ki Ludwing imzalansın diye bütün Beethoven nota kağıtlarını getirmiştir. O da bütün konçertoları ve senfonileri kopyalar ve yayımlatır ve Beethoven haline gelir. Tarih de hiçbir şey değişmemiş gibi devam eder, ama benim sorum şu: "notaları ve parçaları kim bir araya getirdi? Beethoven'ın 5. senfonisi'ni aslında kim besteledi?"


Predestination paradox

 Nedensellik döngüsü, veya Kader paradoksu diye adlandırabiliriz. Bu paradoksta kahraman, geleceği “kurtarmak” için geçmişe gitmesi gereken bir döngüye girer; geleceğin kendi bildiği şekilde gerçekleşmesi için kendi bildiği geçmişi yaratmak zorundadır. Fakat bu durum özgür irade ile çelişir, çünkü kişinin gelecekteki varlığı geçmişteki varlığını sağlayabilmesine bağlıdır. Kader paradoksunda neden ve sonuç bir döngü içindedir ve hangi olayın neden, hangi olayın sonuç olduğunu anlamak mümkün değildir.

Mesela trafik ışıklarından geçerken dalgınlıkla yola atladınız, tam bu sırada birisi sizi paltonuzdan tutup kaldırıma geri çekti ve bu sayede ölümden döndünüz. Sizi kurtaran kişiyi göremediniz. Seneler sonra evinizin bodrumundaki gizli bir geçitte geçmişe açılan bir kapı buldunuz ve tam da olayın geçtiği zamana geri döndünüz, kendinizi gördüğünüzde aslında arkanızda sizi kurtaracak şimdiki kendinizden başka kimsenin olmadığını fark ettiniz ve müdahale etmezseniz öleceğinizi gördünüz. Geçmişteki kendinizi paltosundan çekerek arabanın altında ölmekten kurtardınız ve geçmişteki gizli kahraman aslında siz oldunuz.

Ülkemizde de yayımlanmış olan Alacakaranlık Kuşağı dizisinin Cradle of Darkness bölümünde Hitler’i henüz bebekken öldürerek durdurmak isteyen bir zaman yolcusu 1889 yılına gider. Bu yolcu görevini başarır fakat Hitler’in annesi başka bir bebeği Hitler’in yerine koyarak kendi çocuğuymuş gibi büyütür ve bu çocuk ileride Hitler olur. Zaman yolcusu aslında bunu gerçekleştirmek için geçmişe yolculuk yapmıştır.


Yazımızın başında fantastik kurgu yazarlarının da bu konuya bulaştığını söylemiştik, bir örnek de Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan geliyor. Bir göl kenarında etrafı Ruhemicilerle sarılıyken gölün karşı kıyısındaki birinin büyüsüyle ölümden dönen Harry, o sırada kendini kurtaran büyücüyü 12 yıl önce ölen babasına benzetir. Geçmişe gittiğinde son ana kadar babasının ortaya çıkmasını bekleyen Harry, zaman yolculuğundan önceki hali karşı kıyıda ölmek üzereyken sonunda kimsenin gelmeyeceğini ve daha önce gölün karşısında aslında kendini gördüğünü anlar, yaşına göre ileri seviyedeki büyüyü yapıp kendini kurtarır. Bunu nasıl başardığı sorulduğunda ise “yapabileceğimi biliyordum, çünkü zaten yapmıştım,” der.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları